Otobiyografi
Kaynak: Bu içerik, Çimento ve Beton Dünyası Dergisinin 2019 yılında yayınlanan 139. Sayısından alınarak hazırlanmıştır.
Şevket Demirel Anısına
Çimento sektörünün Duayen isimlerinden olan ve Birliğimiz Üyesi Göltaş Göller Bölgesi Çimento Sanayi ve Ticaret A.Ş.’de Yönetim Kurulu Başkanı ve Murahhas Aza olan Şevket Demirel’in aramızdan ayrılışının üçüncü yılında “Hizmet Edeceğin Yeri Seç” adlı kitabının Üçüncü Bölümünden bir alıntı ile kendisini anmak ve İş hayatına dair tecrübelerini okuyucularımızla paylaşmak istedik. Kendisine Allah’tan rahmet diliyoruz.
Üçüncü Bölüm: İş Hayatım ve Öğrettikleri
“İnsan, dilinin altında gizlidir.” – Hz Muhammed
2004 yılında, 77 yaşında, enerjik bir işadamı, bir Yüksek Mühendisim. Mesleğimi olabildiğince icra ediyorum. Yaşamımın bana kazandırdığı şeyler oldu. Orman Bilimleri Fahri Doktorluğu payesiyle onurlandırıldım.
Anlaşılacağı gibi, ben ağaç sevgisi, bilgisi dolu, mesleğine sevgiyi katmış bir işadamıyım. Bir işadamının mesleğine ve yaşamına sevgiyi katması, klasik kapitalist yapının mekanik, aritmetik dokusunun dışında bir tip yaratmış ve bu durum önemli sonuçlar doğurmuştur. Bunlardan birincisi, çevreye karşı saygılı, doğaya özenli olmaktır. İkincisi, doğanın en değerli ürünü, dinlerin deyimi ile “eşref-i mahlukât” (yaratıkların en şereflisi) olan insana karşı borçlu olduğunu bilmek ve bunu ödemeye dikkat etmektir. Modern sosyolojik deyişle, “sosyal sorumluluğu” kabullenip, gereklerini dürüst ve en iyi biçimde yerine getirmektir.
Doğup büyüdüğüm köyüm başta olmak üzere, yöreme karşı görevlerimin bilincinde olduğumu ve gereğini yerine getirdiğimi ifade etmeliyim. Bağnazlıktan uzak, dindar sayılan bir insanım. İnancım, kökenime, ortama ve yaşamın koşullarına dayalıdır. Her insan kendine şu soruları sorup, cevabını almalıdır: “Ben neyim? Ben kimim? Niçin yaratıldım?” Öncelikle, kurduğum işlerle en üst düzeyde, daha açık deyişle, hedefler, örgütleme, üst düzey atamalar ve yöntemler düzeyinde dikkatle ilgilenmekteyim. Bunlar; Göltaş Çimento Sanayii, Orma Orman Ürünleri Entegre Sanayii, Elmataş, Orma-Ağaç Tarım İşletmeleri ve diğerleridir. Bu işler, Isparta ve yöresinde, doğrudan ve dolaylı olarak bugüne kadar yaklaşık 10.000 insanın geçim kapısı olmuştur ve halen öyledir. Daha da önemlisi, yörede tarım, tarım sanayii ve genelde sanayicilik için bir model ve arzu yaratmaktadır. Genel işlerim kadar önemsediğim, yöreme hizmet borçlarımla da uğraşmaktayım. Isparta’nın il olarak daha sağlıklı, daha eğitimli, daha varlıklı olmasına yarayacak pek çok etkinlikle, başlamak, katılmak, katılma biçimleri ile ilgilenmekteyim.
İşlerim ve diğer görüşlerim nedeniyle üstlendiğim görevler, ana başlıklar olarak şöyle sayılabilir:
• Ekonomik ve sınai faaliyetlerle ilgili olanlar,
• Türk ve yöre insanı açısından doğan görevlerimle ilgili olanlar.
En sağlam bilgi, doğruluğu ispatlanmış olan bilgidir. Özellikle sosyal, siyasal, ekonomik ve teknik alanlardaki bilgilerin deneyimlerle ispatlanmış olmasının ayrı bir değeri vardır. Teorik olarak çekici gelen pek çok düşüncenin gerçekleşmediği bilinmektedir. Benim sunduğum bilgiler; uygulamalarımın, deneyimlerimin, özet olarak hayat laboratuvarlarımın raporlarıdır.
Elli yılı aşan çalışma hayatımda, kurucu veya girişimci olarak çok sayıda işe emek verdim. Kereste fabrikası, entegre orman ürünleri sanayii, çimento fabrikası, Orma, kavaklık tesisleri, tarım endüstri tesisleri ve benzerleri, girişimlerimin başlıcalarıdır.
Isparta’nın sağlık ve eğitim alanlarında gelişmesi amacıyla gösterdiğim çabalar ya da hayır kuruluşları oluşturma gayreti, kuruculuk çalışmalarımdır. Siyaset alanında aktif olduğum dönemde gayret gösterdiğim bazı alanları başka bir kitabımda ele alacağım. Girişimci olarak yer aldığım her çabamın başarıya ulaşmasını, iyi niyetli, ciddi ve araştırmaya dayanan çalışmaya borçluyum. Daima sağlam bir fikir ve güvenilen bir grup oluşturmaya özen göstermem, diğer bir önemli etkendir.
Başarıda önemli bir unsurun da “yönetimde birlik” olduğunu, tek icra merkezinin ve onu destekleyen sağlam bir bilgi fikir hazinesinin vazgeçilmezliğini, daima hatırımda tutmuşumdur. Kuruculuk çabalarımda, lider olarak başı çekerken, bir yerde işin tümden üzerimde kalabileceğini göz önünde tutmuş ve bunun için hazırlıklı olmuşumdur. Esasen, toplumsal hayır amacına yönelik işlere öncülük edenlerin de, başarısında, bunu baştan kabul edip gerekenleri hazırlamasının büyük payı vardır.
Meslekte İlk Yıllar ve İleriye Doğru Adımlar
“Bilginin efendisi olmak için, çalışmanın uşağı olmak gerekir.” – Balzac
1950 yılında İnşaat Yüksek Mühendisi olarak okulu bitirdim. Edindiğim meslek bilgilerimi özel sektörde değerlendirecek koşullarım yoktu. Üstelik iş deneyimine sahip değildim. Okulu devlet hesabına okuduğum için, belirli süre onun hizmetinde olmam da gerekiyordu.
Elektrik İşleri Etüt İdaresinde mühendislik yapan ağabeyimden akıl istedim. Düşüncelerini, deneyimlerini aktardıktan sonra, “İnsan kaderine kendisi karar vermelidir, öyle yap” dedi. O sıralarda Gediz Barajı yapımının etüt ve hazırlıklarını Elektrik İşleri Etüt İdaresi yapıyordu. Emin Tümer Bey Genel Müdür’dü. Ziyaret ederek isteğimi sundum. Gediz’de jeolojik araştırma yapan Şaban Bey’in ekibinde görev verildi. Ekipte, yabancı uzman jeolog Klenzoge ile çalışıyordum. Bu uzman, Alman Yahudisiydi. İkinci Dünya Savaşı’nda yurdumuza gelmiş ve değerli katkılarda bulunmuştu. Sonra da ABD’ye gitmiş, başarılı ve önemli çalışmalarıyla dünyanın sayılı isimlerinden olmuştu.
Mühendislerin saha çalışması ilginçti. Gediz Nehri’nin yatağında belirli yerlerde makine ile su seviyesini ölçüyor ve rapor ediyordum. İşimiz gereği çadırda kalıyorduk. Ekip şefimiz Şaban Bey, İstanbul kızı olan eşiyle başka bir çadırdaydı. İşimiz, Salihli’ye 20 km. uzaklıkta, Adala denen yöredeydi. Bazı geceler Salihli’de açık hava sinemasına gidiyorduk. Demokrat Parti iktidar olunca, Karayollarında atılım başlatılmıştı. Ankara’ya uğradığımda, yol programları için mühendislere iyi koşullar sağlandığını öğreniyordum. EİEİ’de aylıklarımız 260- 500 lira arasındaydı. Karayollarında 10-25 lira günlük esasıyla ödeme yapılıyordu. Arazide çalışıldığında ek ödemeleri vardı.
İş Hayatına, Karayolları Teşkilatında Başladım
Karayollarında işe alınarak, Amasya’da çalışan 14. Ekip’te işe başladım. Ekip Şefi Mühendis Nesim Balevi idi. Bir handa kalıyorduk. Güneş doğunca işbaşı yapılıyor, güneş batıncaya kadar; yoğun elma ağaçları arasında, Amasya-Taşova yolunun etüdüyle uğraşıyorduk. İşimizi yaparken engel olan elma dallarını kesmek zorunluluğunda kalıyorduk. Bazı bahçe sahipleri bu yüzden zarara uğratıldıkları savı ile hakkımızda dava açıyorlardı. Açılan davalardan aklanıyorduk.
Amasya çalışması tamamlanınca, Bafra yolunun etüdüne gittik. Samsun plajlarında çadır kurarak işimizi görüyorduk. Bu işi de bitirince, Türkiye’nin en önemli yollarından biri olan ve Kelkit Vadisi boyunca uzanan, Niksar-Reşadiye- Koyulhisar Su şehri yolunun etüdü ele alındı. Çalışma alanı çok sarp, yolsuz ve ormanlıktı. Gün ışığı geç geliyor ve erken gidiyordu. Birden karanlık bastırdığından, geceleri yerimize dönüşte, ekip elektrik feneriyle toplanıyordu; işin çapı gereği, 14. Ekip’e, 17. Ekip de katılmıştı. Hastalanmış, Ankara’da tedaviye alınmıştım.
Ankara Dışkapı’da Etüt Proje Fen Heyeti’nde mühendis olmuştum. Kısa sürede “Ekip Şefi” yapmışlardı. Mesai dışında ailenin ürettiği halıları da satıyordum. Ağabeyim okulu bitirince, 1948’de, beraber büyüdüğümüz Nazmiye yengemizle evlenmişti. Ankara’da inşaat hızlanıyordu. Ev malzemesi pazarı canlanıyordu. Küçüğüm Hacı Ali’nin Isparta’da ürettiği bir çift seccade, Isparta’da 250 lirayken, Ankara’da 500 liraydı. Ben halıları Ankara’ya getirip 400 liradan satıyordum. Alıcı çoktu. Buradan birikim yapıp; Ankara Kavaklıdere’de 12.000 lira bedel ile iki parsel arsa aldım ve biri üzerine iki katlı ev yaptık.
Askerliğimi, Yedek Subay Olarak Erzincan ve Sivas’ta Tamamladım
1955-1956 döneminde 18 ay yedek subaylık hizmetimi yaptım. Bu dönemde Erzincan İnşaat Emlak’ın şubesinde görevliydim. Memura ucuz olan yataklı trenle Erzincan garında indiğimde, 1938 depreminde yok olan şehre baktım. Eski Erzincan kayıptı. Gar binası dayanmıştı.
Dayızadem “Muhabere Yüzbaşısı”nın yeni Erzincan’daki Avusturya ürünü prefabrik ahşap evine yerleştim. Ordudan gelen projeleri geliştirmekle uğraştım. Karasu kıyısındaki hazine topraklarında at besleme tesisleri için harita çalışmasını bir erle tamamlayıp, Erzurum’da ordu merkezine teslim ettim.
Erzincan’dan Karadeniz kıyısına kadar yol boyunca köylerde mağara keşfi görevinde yer aldım. Bir binbaşı ile iki araba alarak, Erzincan-Kelkit-Bayburt-Gümüşhane-Trabzon hattında halkın bildiği tüm mağaraların tek tek plânlarını çizdim.
Sonraki işim, Sivas Er Eğitim barakalarının yapımıydı. Hibe edilen Nissan tipi barakaların kış gelmeden monte edilerek, Sultan Hamit döneminden kalma, oldukça harap kışlalarda kalan askerlerin kurtarılması gerekiyordu. Erlerde hastalık başlamıştı. Kışladan yoğun öksürük sesleri duyuluyordu.
Komutanım albaydı. Harcama tümenden geliyordu. Tümen Komutanı General Aziz Avman’a başvurdum. İşlerin zamanında bitmesi için muhasebenin esnek olmasını, benim imzam ile ödemenin yapılmasını arz ettim. General kabul etti.
Kasım ayında geceleri de beton döküp, tespit bülon deliklerini karanlıkta karışımla belirleyip test ederek, 70 barakayı hazırladık. Albayla bir gece vakti teftişe çıktık. Isı, -25 derece idi. Nöbetçi er bize selam vermedi, albay da tokatladı. O anda er ayıldı, çünkü donmak üzereydi. 7.000 eri bu barakalara yerleştirerek, onları donmaktan korumuş olmanın hizmet zevkini her zaman duydum.
1956 Nisan’ında terhis ile Sivas’tan ayrılırken, tümende Albay Şakir ile konuşmuştum. Isparta’nın neresinden olduğumu sormuştu. 1930’da Isparta İslamköy’de öğretmenlik yapmış. Köyde babama “Paşa Dayı” derlerdi. Albay, “Paşa Dayı”yı, köyden Zübeyde Nene’yi, Hatip Ali Efendi’yi sordu. İnsanlar yaptıklarıyla anılıyordu; hayırla, ya da lanetle…
Sivas’tan külüstür bir otobüsle Akdağmadeni-Sorgun üzerinden 12 saatte Ankara’ya geldim. Ben askerde iken, ağabeyim DSİ Genel Müdürü’ydü. Sivil kesimde, her yerde mühendis açığı vardı. Bana Karayolları’nda ek bir iş olarak sivil hizmet bulabilirdi. Çünkü Karayolları çok sıkışıktı. Ama aklımızdan geçmedi. Aracı olmadı. “Ordu okuldur” dedi. Askerliği tam yaptım. Ağabeyim, kendisini toplumdan sorumlu tuttuğu için hep göreve devam etti. Askerliğini tecil etti ve 27 Mayıs ihtilalinde askerliğini yaptı. Ben de ona “Ordu okuldur, yap” dedim.
Askerliğimde, boş zamanlarımda, ekonomi ve muhasebe okudum. Yurdumun insanlarının çoğunun muhasebe bilmeden ticaret yaptığını şaşkınlıkla görüyordum.
Bu içeriği görsel formatta görüntülemek için lütfen tıklayın.
Derginin ilgili sayısını indirmek için lütfen tıklayın.